Çocukların Daima Güldüğü Yer

Çocuğumuz ve Di̇si̇pli̇n

Çocuğunuz söz dinlemediğinde kendinizi iki uç arasında sıkışmış hissediyor olabilirsiniz: Ya her itirazında geri adım atıyor ya da sınır koyabilmek için sesinizi yükseltmek zorunda kalıyorsunuz. Oysa sorun çoğu zaman çocuğun “şımarık” ya da “inatçı” olması değil; disiplinin ceza, sınırın ise sevgisizlik sanılmasıdır. Disiplin, çocuğa boyun eğdirmek değil; kendi davranışlarını zamanla yönetebilen, sınırları anlayan ve sorumluluk alabilen bir birey olmasına rehberlik etmektir. Okul öncesi dönem, çocuğun yalnızca dünyayı değil, kendisini de tanımaya başladığı yıllardır. İsteklerini ertelemek, öfkesini yönetmek, başkalarının haklarını gözetmek ve davranışlarının sonuçlarını anlamak bu yaşlarda henüz gelişmekte olan becerilerdir. Bu nedenle küçük bir çocuktan her zaman sakin olmasını, her kuralı sorgulamadan uygulamasını veya duygularını bir yetişkin gibi kontrol etmesini beklemek gerçekçi değildir. Çocuğun ihtiyacı, her istediğini yapmasına izin verilmesi ya da her yanlışında cezalandırılması değil, sevildiğini bildiği, sınırların açık olduğu ve kendisine tutarlı biçimde rehberlik edildiği güvenli bir ortamdır.

Sınırlar çocuğun özgürlüğünü değil, güven duygusunu besler.

Çocuklar sınırları bilmeye ihtiyaç duyar. Çünkü sınırların belirsiz olduğu bir dünyada neyin mümkün, neyin kabul edilebilir olduğunu anlamakta zorlanırlar. Bugün izin verilen bir davranışın yarın hiçbir açıklama yapılmadan yasaklanması, aynı davranışın bir yetişkin tarafından görmezden gelinip başka bir yetişkin tarafından cezalandırılması çocuğun kafasını karıştırır. Oysa yaşına uygun, anlaşılır ve tutarlı kurallar çocuğa öngörülebilirlik kazandırır. Başkalarına vuramayız. Oyuncakları fırlatamayız. Bir şey istediğimizde sözle anlatabiliriz. Oyun oynadığımız alanı birlikte toplarız. Bu tür sınırlar, çocuğu baskı altında tutmak için değil, hem kendisinin hem de çevresindekilerin güvenliğini korumak için vardır.

Sınır koyarken önemli olan yalnızca ne söylediğimiz değil, nasıl söylediğimizdir. Çocuğa bağırmadan da kararlı olunabilir; onu korkutmadan da bir davranışa izin verilmeyebilir. Çocuk istemediği bir durum karşısında ağlayabilir, öfkelenebilir, itiraz edebilir. Bu duyguların varlığı, koyduğumuz sınırın yanlış olduğu anlamına gelmez. Çocuğun duygusunu kabul etmekle her davranışını kabul etmek birbirinden farklıdır. “Oyuncağını paylaşmak istemediğini anlıyorum ama arkadaşına vuramazsın” diyebilmek, hem çocuğun duygusuna yer açar hem de davranışın sınırını netleştirir.

Ceza değil, öğretmek; korkutmak değil, sorumluluk kazandırmak.

Çocuklar bazen henüz kendilerini kontrol edemedikleri, duygularını ifade edemedikleri ya da bir durumun sonucunu öngöremedikleri için zorlanırlar. Bu nedenle her olumsuz davranışı bir saygısızlık, inatlaşma veya bilinçli bir meydan okuma olarak yorumlamak doğru değildir. Önce davranışın nedenini anlamaya çalışmak, ardından çocuğa ne yapabileceğini göstermek gerekir.

Vurmak yerine duygusunu sözle anlatmayı, oyuncağı elinden çekmek yerine sırasını beklemeyi, dağıttığı materyalleri toplarken sorumluluk almayı öğrenmesi için çocuğa rehberlik edilmelidir. Davranışın doğal ve güvenli sonuçlarıyla karşılaşması da öğrenmenin bir parçasıdır. Örneğin oyuncakları fırlatıyorsa oyuncaklar bir süreliğine kaldırılabilir; oyun alanını dağıtmışsa yaşına uygun ölçüde toparlama sürecine katılabilir. Buradaki amaç çocuğu utandırmak ya da acı çektirmek değil, davranışıyla sonucu arasındaki ilişkiyi anlamasına yardımcı olmaktır.

Fiziksel ceza, tehdit, aşağılama, başkalarının yanında küçük düşürme ve sevgiyi geri çekme gibi yöntemler çocuğa sağlıklı özdenetim kazandırmaz. Çocuk bu yöntemlerle davranışını neden değiştirmesi gerektiğini anlamak yerine cezadan veya yetişkinin tepkisinden korkmayı öğrenebilir. Gerçek disiplin, yetişkin yanında olmadığı zaman da doğru davranışı seçebilme becerisinin temellerini atmaktır.

Her ağlamaya boyun eğmek de her ağlamayı susturmak da doğru değildir.

Okul öncesi dönemde çocukların istekleri güçlü, sabır ve dürtü kontrolü becerileri ise gelişim aşamasındadır. İstediği alınmadığında ağlayabilir, öfkelenebilir, ısrar edebilir. Böyle anlarda yetişkinin görevi ne her ağlamada kararından vazgeçmek ne de çocuğun duygularını bastırmaktır. Çocuk ağladığı için her istediğini elde ederse, zamanla ısrarın sınırları değiştirebildiğini öğrenebilir. Ancak ağladığında azarlanır, yalnız bırakılır veya duygularıyla baş başa kalmaya zorlanırsa duygularını güvenle ifade etmekte güçlük çekebilir.

Dengeli yaklaşım, sınırı korurken çocuğun duygusuna eşlik etmektir: “Bunu çok istediğini biliyorum. Şimdi alamayacağız. Üzülebilirsin, yanındayım.” Bu cümle çocuğa iki önemli mesaj verir: Her isteği gerçekleşmeyebilir ve istediği olmadığında da sevgiden mahrum kalmaz. Çocuğun hayal kırıklığı yaşamasına izin vermek, onu üzmek anlamına gelmez. Yaşamın her zaman istediğimiz gibi ilerlemediğini, bekleyebileceğimizi ve zor duygularla baş edebileceğimizi öğrenmek de gelişimin önemli bir parçasıdır.

Anne baba aynı dili konuşmalı, yetişkin çocuğa örnek olmalıdır.

Disiplin, yalnızca çocuğa söylenen kurallarla değil, yetişkinin kendi davranışlarıyla da şekillenir. Öfkelendiğinde bağıran bir yetişkinin çocuktan sakin kalmasını beklemesi, verdiği sözleri tutmayan bir yetişkinin çocuğa güvenilir olmayı öğretmesi kolay değildir. Çocuklar yetişkinlerin söylediklerini dinlerken, onların nasıl davrandıklarını da gözlemler. Bu nedenle ebeveynlerin kendi duygularını yönetmeleri, hata yaptıklarında özür dileyebilmeleri ve koydukları kuralları tutarlı biçimde uygulamaları çok değerlidir.

Anne, baba ve çocuğun bakımında yer alan diğer yetişkinlerin temel kurallarda mümkün olduğunca ortak bir tutum benimsemesi de önemlidir. Her konuda aynı düşünmek zorunda değillerdir; ancak çocuğun güvenliği, başkalarına saygı ve temel sorumluluklar konusunda birbirini boşa düşüren yaklaşımlardan kaçınmalıdırlar. Kuralların yetişkinin ruh hâline göre değişmediği bir ortam, çocuğun kendisini daha güvende hissetmesine yardımcı olur.

Disiplin yaşa göre şekillenir.

İki yaşındaki bir çocuktan beklediğimiz özdenetimle altı yaşındaki bir çocuktan beklediğimiz aynı olamaz. Küçük çocuklar kısa, somut açıklamalara, tekrar eden rutinlere ve yetişkinin yakın rehberliğine daha fazla ihtiyaç duyar. Yaş ilerledikçe kuralların nedenlerini anlamaları, seçimler yapmaları ve sorumluluk üstlenmeleri desteklenebilir. Uzun nasihatler yerine kısa ve anlaşılır cümleler; soyut tehditler yerine somut sonuçlar; sürekli uyarılar yerine önceden hatırlatılan rutinler daha işlevseldir.

Çocuğa sınırlı ve gerçek seçenekler sunmak da iş birliğini kolaylaştırabilir: “Önce kitapları mı toplayalım, blokları mı?” Böylece kural ortadan kalkmaz; çocuk, kuralın uygulanmasında kendisine ait bir seçim alanı olduğunu deneyimler. Olumlu davranışları fark etmek, çabasını takdir etmek ve uygun davranışa örnek olmak da yalnızca yanlışları düzeltmekten çok daha öğretici bir yaklaşım sunar.

Disiplinin amacı itaat eden değil, özdenetim geliştiren bir çocuk yetiştirmektir.

Çocuğun her söyleneni sorgulamadan yapması, her zaman sessiz kalması ya da hiç itiraz etmemesi sağlıklı disiplinin ölçüsü değildir. Çocuğun soru sorması, düşüncesini ifade etmesi ve zaman zaman farklı bir istekte bulunması gelişiminin doğal parçalarıdır. Önemli olan, kendi düşüncesini dile getirirken başkalarının sınırlarını da gözetmeyi öğrenmesidir. Kendini ifade edebilen ama başkasına zarar vermeyen; özgür hisseden ama sorumluluk alabilen; hata yaptığında korkuyla saklanmak yerine hatasını düzeltmeye çalışabilen bir çocuk yetiştirmek, disiplinin asıl hedefidir.

Unutulmamalıdır ki özdenetim bir günde kazanılmaz. Çocuk aynı kuralı defalarca unutabilir, aynı davranışı tekrar edebilir ve bazı günler daha fazla desteğe ihtiyaç duyabilir. Bu, her zaman eğitimin başarısız olduğu anlamına gelmez. Yetişkinin görevi her tekrarda yeniden bağırmak değil, sınırı sakinlikle hatırlatmak ve doğru davranışı öğrenmesine yardımcı olmaktır. Davranışlar sık, yoğun veya günlük yaşamı belirgin biçimde zorlaştıracak düzeydeyse çocuğun gelişim özelliklerini ve davranışın altında yatan ihtiyaçları değerlendirmek için uzman desteği alınabilir.